Menapoz

e-Posta Yazdır PDF

Sample image

Menopoz ovulasyonun kesilmesi ve adet kanamasının sona ermesidir. Oluşan östrojen eksikliği, sıcak basmaları, uyku bozuklukları, vajinal atrofi ve kuruluğa neden olur. Ayrıca kognitif bozukluk, affektif bozukluk,osteoporoza ve kardiyovasküler hastalıklara yatkınlığa yol açabilir. 

Birkaç yüzyıl öncesine kadar, kadınların ortalama yaşam süreleri kısa olduğundan menopoz, ölümden hemen önceki döneme denk geliyordu. Yani menopoz ve ölüm neredeyse eş zamanlı olarak gerçekleşiyor, bu durum menopozla ilgili olumsuz çağrışımlara yol açıyordu. İnsan ömrünün uzamasıyla, kadınlar üreme kapasitelerinin sonlanmasından sonra da yaşamdaki güçlüklerle başa çıkmaya ve uyum sağlamaya devam etmek durumunda kaldılar. Günümüzde bu dönem, kadının yaşam süresinin 1/3’ünü kapsamaktadır.

Bu dönemde birey, fiziksel, ruhsal ve toplumsal değişiklikler yaşar. Orta yaş dönemiyle menopoz örtüşmektedir. Menopoz uyum sağlanması gereken gelişimsel bir kriz olmasına karşın, normal bir süreç olarak görülmelidir. Gelişim psikologlarına göre orta yaş döneminde yaşlanma, ailevi ve sosyal değişikliklere giden gelişimsel bir kriz görülür ve uyum için çabayı gerektirir. Menopoz döneminde görülen psikolojik değişiklikler, fizyolojik nedenler yanında bireysel, kültürel, sosyal ve yaşa özgü etkenlerle de ilgilidir. Menopozda östrojen azalması, FSH ve LH’ da artma, prolaktin düzeylerinde azalma, tiroid ve paratiroid hormonlarında azalma gibi hormonal değişiklikler olur. Testosteron değişmez. Buna bağlı olarak vazomotor belirtiler, gece terlemeleri ve sıcak basmaları, osteoporoz, kardiyovasküler sistem hastalıkları, göğüs ve deride atrofi, senil vajinit görülür.

Bu dönemde yaşlanmadan kaynaklanan, eşin ölümü, ebeveynlerin ölümü ya da bakımı ile ilgili sorumluluklar, emeklilik, destek gerektiren değişiklikleri de beraberinde getirir. Orta yaş döneminde ortaya çıkan bir diğer tablo da ‘’boş yuva sendromu’’ dur. Bu tanımı ilk kez Deykın ve arkadaşları 1966’da kullanmışlardır. Menopoz dönemindeki kadın, çocuklarının büyüyüp evlenmesi ve evden ayrılmasıyla yıllar sonra evde eşiyle baş başa kalmaktadır. Büyüyen çocukların giderek artan bağımsızlık istekleri kadınlarda kaygı ve depresyona neden olabilmektedir. Kuh ve arkadaşları, geçmişle ilgili etkenlerin orta yaş döneminde ortaya çıkan sıkıntı üzerinde etkili olduğunu gösterdiler . Önceden mental ya da fiziksel sağlık sorunları ve yeti yitiminin bulunması, ideal vücut ağırlığına sahip olunmaması durumu ile orta yaş dönemi sıkıntıları arasında ilişki olduğunu ileri sürdüler. Ayrıca bu dönemde ergenlik çağında ya da daha küçük çocukları olan kadınlarda daha fazla ruhsal sıkıntı olduğunu buldular.

Bazı toplumlarda gençlik, güzellik ve üretkenliğe çok önem verilir ve kadın yaşlanmayı ‘’ kayıp’’ olarak algılayabilir. Yaşlılığın ailede ve toplumda beraberinde saygınlığı, söz hakkı kazanmayı, özgürlüğü getirdiği toplumlarda ise menopoza sorunsuz bir şekilde uyum sağlamak kolaylaşır. Geleneksel toplumlarda yaş ile birlikte kadının statüsü artar ve olgunluk kadına yeni bir güç verir. Oysa batı toplumlarında doğurganlığa, güzelliğe ve gençliğe verilen önem nedeniyle menopoz dönemi daha zor bir hale gelmektedir. Bazı kadınlar ise, bu dönemde kendilerini daha iyi hissettiklerini belirtebilirler. Sorumlulukların azalması, çocukların yetişmesiyle gelen özgürleşme, kendine daha fazla zaman ayırabilme, evlilik kalitesinin artması, geçen zaman içinde hedeflerine ulaşmış olmanın keyfini sürme gibi olumlu yaşantılar olabilir. ABD’de 1998’de yapılan araştırmaya katılan postmenopozal dönemdeki kadınların yarıdan fazlası yaşamlarının gençlik dönemlerine göre daha doyurucu olduğunu ve cinsel ilişkilerinin değişmediğini belirtmişlerdir. Menopoz her insanda soruna yol açmayabilir. Menopozun algılanmasında kişinin bireysel farklılıklarının yanı sıra, yaşadığı çağın ve kültürün de etkisi vardır. Yaşlılığın beraberinde saygınlığı, ailede ve toplumda söz hakkı kazanmayı getirdiği toplumlarda menopoza sorunsuz bir şekilde uyum sağlamak kolaylaşır. Maoz ve arkadaşlarının (1970) çalışmasında Arapların menopoza olumlu bakış açılarının olduğu, çünkü daha fazla çocuk istemediklerini bulmuşlardır. İran’da yapılan bir çalışmada ise, kırsal kesimde yaşayan kadınların şehirli kadınlara göre menopozla ilgili daha olumsuz tutumlara sahip oldukları saptanmıştır. Bu durum, kırsal kesim kadınlarının yaşamında doğurganlığın önemli olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Guatemalalı kadınlar ise menopozu hoşnutlukla karşılamaktadır, çünkü menopozla birlikte gebelik ve bebek bakımının yükünden kurtulmanın yanı sıra köy törenlerine, dini etkinliklere, idari işlere daha fazla katılabilmektedirler. Menopoz dönemindeki belirtiler ve tutumlar, beslenme, biyolojik, psikososyal, ekonomik, politik, coğrafik ve kültürel etkenler göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir. Değişik ırk ve kültürler arasındaki farklılıklar, tedavi yaklaşımlarını da etkileyebilmektedir. Çinli kadınlarda yapılan bir çalışma, HRT (hormon replasman tedavisi)’nin menopoz döneminde yaşam kalitesi ve duygudurum üzerinde belirgin bir yarar sağlamadığını göstermiştir. Asya ülkelerinde menopozal belirtilerin beyaz ırka göre daha az görüldüğü bildirilmektedir. Yakın zamanlarda Singapur’da yapılan bir çalışma da bunu desteklemektedir.

CERRAHİ MENOPOZ

Menopoz çoğu kadın için beklenen ve hazırlık yapılan bir dönem olmakla birlikte, cerrahi gereklilik sonucu menopoza giren kadınlar için durum farklılık göstermektedir. Bedensel sağlıklarının yitiminin yanı sıra, beklenmedik zamanda işlevselliklerini de yitirmek bu kadınlar için temel rahatsızlık kaynağı olmaktadır.

Doğal menopozda overler sağlam kalır ve androjenleri salgılamayı sürdürürler. Testosteron ve androstenedionu içeren bu androjenler zayıf bir östrojen olan östrona dönüşebilirler. Cerrahi menopoz, overlerden androjenler, östrojenler ve progesteron salgılanmasının tamamen sona ermesine yol açar. Bu durumda östrojen replasman tedavisi endikedir. Eğer ooferektomi kararına hastayla beraber tüm yarar ve riskleri gözden geçirilmeden varılmışsa, hastanın tedaviye uyumu güçleşebilir, ambivalans ve erken kayıp duygusu gelişebilir.

Cerrahi yoldan menopoza giren kadınlarda, beden sağlığının yitiminin yanı sıra beklenmedik zamanda işlev kaybına uğranması nedeniyle depresyon riskinin arttığı yönünde bulgular vardır. Ancak bazı çalışmacılar cerrahi menopozdan sonra ortaya çıkan ruhsal hastalıklarda esas belirleyicinin operasyon öncesi dönemdeki ruhsal sorunlar olduğunu savunmaktadırlar. Operasyon geçirmiş olmak tek başına depresyon riskini arttırmaz.

Hastaneye başvuran kadınlarda HAD kullanılarak kaygı ve depresyonun araştırıldığı çalışmada doğal yoldan menopoza girenlerle cerrahi yoldan menopoza girenler arasında ruhsal belirti düzeyleri yönünden anlamlı farklılık bulunmamıştır. 

Doğal yoldan menopoza girenlerle cerrahi yoldan menopoza girenler arasında depresyon anksiyete düzeyleri ve yeti yitimi yönünden farklılık bulunmamıştır

MENOPOZDA GÖRÜLEN PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR sayfa 2'de

MENOPOZLA BAŞA ÇIKMADA DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR sayfa 3'de



MENOPOZDA GÖRÜLEN PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR

Çok eski zamanlardan beri, menopoz dönemine özgü bir psikiyatrik bozukluk olup olmadığının sorusuna cevap aranmaktadır. Menopoz döneminde ruhsal belirti prevalansında artış olduğuna dair yayınların uzun bir geçmişi vardır. Yirminci yüzyıl başlarında depresif duygudurum, gerginlik, uykusuzluk gibi yakınmalarla giden ‘’menopoz sendromu’’ tanımlanmıştı.

Geçmiş yıllarda menopozla depresyon arasında bir bağlantı olduğu düşünülmüştür. 1906’da Krapelin, ‘’Envolusyonel Melankoli’’ adında klinik depresyon öne sürmüş ve ajitasyon, hipokondri, mikromanik sanrıları tablonun önde gelen belirtileri olarak tanımlamıştır. Daha sonraları ise, bu tablonun menopoza özgü ayrı bir antite morbid olmadığını, affektif hastalığın bir uzantısı olduğunu söylemiştir. 

Daha sonraki yıllarda yapılan birkaç çalışmada menopoz döneminde depresyon, anksiyete ve diğer psikiyatrik sendromların yaygınlığının arttığı bildirilmiş olmasına karşın, büyük örneklem gruplarını kapsayan birçok çalışmada karşıt sonuçlar elde edilmiştir. Psikiyatrik belirtilerin kendiliğinden menopozun bir parçası olarak görülemeyeceği belirtilmektedir. Yani menopoz dönemine özgü psikiyatrik bir tablo yoktur. Ballinger, çalışması sonucunda ‘’ menopozal yıllarla ilgili bir affektif bozukluğun olup olmadığı net değildir’’ sonucuna varmıştır.

Menopozal dönemde depresyon, kaygı, yorgunluk, unutkanlık, kendine güvende azalma ve azalmış libido gibi belirti ve bulgulara rastlanmaktadır. Duygudurum bozukluğu öyküsü olanlarda menopoz depresif epizod oluşumu için bir risk faktörü olabilir. Bununla birlikte, toplum genelini kapsayan çalışmalarda menopoz döneminde depresyon oranının arttığı gösterilememiştir. Orta yaş dönemindeki kadınlarda görülen psikiyatrik hastalıkların artmış insidansını ortaya koyan veriler hala çelişki yumağı halindedir.

Schmidt ve Rubinow, menopozda major depresyon riskinin arttığı yönünde kanıtlar olmadığını belirtmelerine karşın, perimenopozal dönemde hafif şiddette belirtilerin olduğu bir psikolojik sendrom olabileceğini ileri sürmektedir. Endişe, bitkinlik, ağlama atakları, duygudurum dalgalanmaları ve libido azalması görülebilir. Ayrıca eklem ve kas ağrıları, başağrısı, çarpıntı, irritabilite ve uykusuzluk da olabilir. Azalmış libido, uykusuzluk ve yorgunluk perimenopozal dönemde olan vazomotor belirtiler olarak da kabul edilebilir. Perimenopozal yıllar denen bu yıllarda hafif şiddette duygudurum bozukluğu varsa, genelde menslerin tamamen kesilmesinden önceki 3-4 yılda daha çok oluşmaktadır (15). Benzer şekilde Stuart ve arkadaşları ‘’psikolojik belirtiler varsa, menslerin kesilmesinden sonra değil de öncesinde daha çok olur’’ sonucuna varmışlardır.

ABD’de yürütülen farklı ırktan, yaşları 40-55 arasında değişen, 16065 kadını kapsayan bir çalışmada, kadınlar önce menopoz öncesi, erken perimenopoz, geç perimenopoz ve menopoz sonrası olmak üzere dört gruba ayrılmışlardır. Adet düzeninde bozulma olmakla birlikte henüz adet kanamaları sonlanmamış olanlarda (erken perimenopoz) ruhsal sıkıntıların en yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Menopozdan sonra belirtilerin şiddetinde bir azalma olmuştur. Japonya’da yapılan çalışmada da, menopoz kliniğine başvuran 45-60 yaş grubunda 389 kadın menopoz öncesi, perimenopoz ve menopoz sonrası olarak gruplandırılmıştır. İstatiksel yönden anlamlı olmamakla birlikte, perimenopoz grubunda depresif belirtilerin daha fazla olduğu bulunmuştur. Kültürel farklılıkların olabileceği düşünülebilir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada, depresif belirti düzeyleri menopoz sonrası dönemde menopoz öncesi döneme göre daha yüksek saptanmıştır. Kaygı düzeyleri yönünden gruplar arasında farklılık bulunmamıştır. Kronik bedensel hastalık nedeniyle ilaç kullanımının menopoz sonrası grupta depresif belirti şiddetini etkilediği ve depresyon- kaygı için risk oluşturduğu gösterilmiştir. Menopoz sonrasında depresif belirti şiddetini etkileyen ve aynı zamanda kaygı için de risk oluşturan bir diğer etmen, eğitim düzeyinin düşük olması bu gruptaki kadınların menopoz sonrası dönemde karşılaşacakları değişikliklere hazırlanamamalarına ve bununla bağlantılı olarak döneme özgü sıkıntılara yeterince çare aramamalarına yol açmış olabilir. Daha önce duygudurum bozukluğu öyküsü olan kadınlar (üreme yaşamıyla ilişkili ya da ilişkisiz) menopoz döneminde depresyon yönünden risk altında olabilirler. 

Yeti yitimi olan, ruhsal hastalık öyküsü bulunan, kronik bedensel hastalık nedeniyle sürekli ilaç kullanan, diabetes mellitusu olan, menopozla ilgili danışmanlık almayan, 40 yaşından önce menopoza girmiş, eğitim düzeyi düşük ve menopoz sonrası dönemde bulunan kadınların yakından izlenmelerinin koruyucu ruh sağlığı açısından yararlı olacağı söylenebilir. Genel beden sağlığıyla ilgili düzenli muayene ve incelemelerin yanı sıra menopoza ilişkin bilgilendirme ve eğitim amaçlı programlar, destek grupları kadınların bu yeni yaşam dönemine hem bedensel hem de ruhsal yönden iyi hazırlanmalarını sağlayabilir. Ayrıca, bir çalışmada menopoz dönemindeki kadınlarda bipolar bozukluk başlangıcında bir ‘’zirve değer’’ olduğu gözlenmiştir. Bir başka çalışmada ise, kadınlarda menopoz döneminde hızlı döngülü duygudurum bozukluğunun indüklendiği bildirilmektedir. Ama bu verileri destekleyen başka çalışma yoktur. Menopozla birlikte panik bozukluğun ortaya çıkabileceği varsa kötüleşebildiği bildirilmektedir. Reprodüktif döngü ile OKB (obsesif kompulsif bozukluk) semptomlarının başlangıcı ya da var olan semptomlardaki değişiklik arasındaki bağlantı araştırılmıştır. OKB başlangıcı menarş döneminde %22, gebelik döneminde %2, postpartum dönemde %7, menopoz döneminde %2; OKB’de kötüleşme premenstrüel dönemde %20, gebelik döneminde %8, postpartum dönemde %50, menopoz döneminde %8 saptanmıştır.

Tüm araştırmaların sonuçları değerlendirildiğinde psikiyatrik belirtilerin menopoza özgü olmadığı sonucuna ulaşılabilmektedir. Kadınların %20 ‘sinden fazlası perimenopozal dönemde psikiyatriste başvurmaktadır. Fakat bu durum envolüsyonel depresyon nedeniyle değil çevre, sosyoekonomik durum, yaş gibi etkenlerin sonucu olarak gerçekleşmektedir.

Menopoza özgü bir psikiyatrik bozukluk olmasa da, menopozda duygudurum bozukluğu, özellikle depresyon olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Hastada daha önceden geçirilmiş bir depresyon öyküsü, postpartum duygudurum bozukluğu ya da premenstrüel disforik bozukluk öyküsü bulunması, sosyal desteğin zayıf olması menopoz döneminde psikiyatrik bozukluklar için risk etkenidir. Ayrıca histerektomi, psikososyal stresörlerin varlığı, menopoza olumsuz bakış açısı, sağlık durumunun kötü olması, sigara içme ve egzersiz azlığı gibi etkenlerde menopozda duygudurum azalması ile ilişkilidir.

Perimenopozve postmenopoz dönemindeki kadınlarda görülen cinsel işlev bozuklukları cinsel ilgi kaybı, orgazm sorunu, klitoryal uyarılmada azalma, vajinal kuruluk ve ağrılı koittir. Menopoz seksüaliteyi etkileyen fizyolojik ve psikolojik etkileşim içindedir. Menopoz döneminde ana biyolojik değişiklik östrojen seviyesinin düşmesidir. Östrojenin eksikliği; ilk olarak kanama düzeninin değişmesine ve vajinal lubrikasyonda azalmaya neden olur. Vasküler ve ürogenital sistemde farklılaşma gözlenir. Ruh halindeki değişkenlik, uyku düzeninde bozulma ve kognitif fonksiyonlarda farklılaşma; irade kontrolünde azalmaya, içgörünün zayıflamasına, seksüel yanıt ve istekte azalmaya katkıda bulunabilir. 

Fonksiyone kadınlarla kıyaslandığında seksüel isteksizliği olan hastaların genellikle, kırılgan bir defanslarının var olduğu, bireysel regülatör mekanizmalarının yetersiz olduğu sonucuna varılmıştır. Değerlendirme ve tedavi yaklaşımları için, çok geniş bir kapsamda, ilişki kalitesi, partner ilişkisindeki değişiklikler ve memnuniyetsizlikler, sosyal statü ve kültürel farklılıklar, kişilik faktörleri, geçmiş deneyimler, mental ve fiziksel sağlık gibi ilişkili faktörlerin düşünülmesi gerekmektedir.

Melbourne ortayaş kadın sağlık projesi; prospektif, gözlemsel çalışmasında, 45-55 yaş grubu arasında olan, Avustralya doğumlu kadınlar alınmış toplum tabanlı bir çalışma yapılmıştır. Bir yıl içerisinde sekiz değerlendirmede ‘’Mc Coy Kadın Seksüalite Anketi’’ kendilerine doldurtulmuş, eş zamanlı kan hormon seviyesi ölçümü yapılmıştır. Erken menopozal dönemden geç menopozal döneme geçişte, seksüel disfonksiyon skorları, geçen zamanla %42’den %88’e ilerlemiştir.Seksüel fonksiyonlarda östrojen eksikliği sebebiyle oluşan problemlerin tedavisinde; hormon tedavisi, vajinal lubrikasyonu arttıran praparatlar ve nemlendiriciler postmenopozal dönemdeki yakınmaların biraz da olsa iyileşmesine katkıda bulunabilir.Menopoz dönemine geçiş sürecinde vazomotor dengesizliğe bağlı ateş basmaları, solunum düzensizlikleri gibi fiziksel rahatsızlıklar, uykuyu bölebilir. Menopozdaki kadınlarda yapılan polisomnografik çalışmalar, REM ve toplam uyku süresinin azaldığını; uyku latansının arttığını göstermektedir.

Taiwan’ın merkezinde kırsal kesimde yaşayan 197 menopozal dönemdeki kadında yapılan kesitsel çalışma sonucunda; toplamda uyku kalitesi skoruna göre %57.9 iyi uyuyabilenler, %42.1’i de iyi uyuyamayanlar olarak belirlenmiştir. Uyku kalitesinde denekler üzerinde anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. Bu farklılıkların sebebi olarak; mesleksel durum, kronik bir hastalığın mevcudiyeti, menopoz döneminde bulunma, mevcut kronik hastalıkların sayısı ve menopozal semptomların sayısı bağlantılı olarak saptanmıştır. Uyku kalitesinde görülen değişkenlik sebebinin depresyona veya yaşlılığa bağlanabileceği öngörülmüştür.

Yaşa bağlı olmadan kronik insomnialı kadınlar; depresyon geliştirmede ve depresyondan uzun süre müzdarip olma açısından daha yüksek risk altındadırlar. İnsomnia tedavisinde 1. basamak antidepresanların kullanımı; eğer ki depresyon o anda mevcut değilse şüpheli bulunmaktadır. İnsomniada benzodiazepin reseptör agonistleri (BZRAs) ‘nin kullanımı uzun dönemdeki etkinliği ve güvenilirliği klinik deneylerle kanıtlanmıştır. FDA insomniada hipnotik kullanımını belli sınırlar altında tutmuştur. Kullanım süresi birkaç haftayla sınırlı tutulmuştur. 



MENOPOZLA BAŞA ÇIKMADA DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR 

1. Kadın ve aileye menopoz hakkında eğitim durumuna uygun şekilde gerekli bilgilerin verilmesi

2. Menopozla ilgili bakış açılarının tartışılması, aşırı kötümser fikirlerin gözden geçirilmesi

3. Diyet, egzersiz, sigara gibi konularda öneriler, osteoporoz gelişimi ve genel sağlıkla ilgili bilgi verilmesi

4. Stresle başa çıkma yöntemlerinin geliştirilmesinin teşvik edilmesi

5. Orta yaş kadını etkileyen kişisel, sağlık ve sosyal konuların grupça tartışılması

6. Düzenli egzersiz programları, duygudurumda yükselmeyi ve somatik ve vazomotor belirtilerde azalmayı sağlayabilir

Ayrıca menopozdaki kadının değerlendirilmesinde çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, yakın çevresi, kişiler arası ilişkileri, sosyal desteğin varlığı gözden geçirilmelidir

 

Çorlu'da Sağlık

Sizin sorularınız

Hava Durumu

ANKARA

İletişim

Ziyaretçi Sayacı